CLICK HERE FOR THOUSANDS OF FREE BLOGGER TEMPLATES »

21 Aralık 2008

Tosun'a Ankara'da Ev Arıyoruz!


Şu gördüğünüz 3 aylık yakışıklıyla ben ilgilenirim, karnını doyururum, tuvaletini temizlerim, arada mıncıklarım, çocuklar gibi koşturur oynarım, yeri geldiğinde göbeğime yatırıp okşarım diyorsanız lütfen bana ulaşın.
(=

izdivaç yaz tosun yaz dengesizs@gmail.com'a mail at
ohh ben de esra erol'um zaten.

23 Eylül 2008

fotoğrafa tıkla!

10 Eylül 2008

yenilenmek, yeni, yenilik, değişim

ben dayanamadım sevgili kedinin tavsiyelerine uymayıp yeni bir blog açtım. iyi mi yaptım kötü mü yaptım bilmiyorum henüz. bu cici arkaplanlı blogumu bir süre rafa kaldırıyorum.
daha tam bir şekle sokamadım kendisini ama en azından kendi adımla açabildim.

mutlu muyuz? mutluyuz.
öpüldünüz.

http://kucukmubasir.blogspot.com/

02 Temmuz 2008

gidiyorum.

01 Temmuz 2008

ayak seslerim ritimdir gecede, güzel bir şarkı çalıyor içimde

istanbul caz festivali başladı. izlemek istediğim 4 insan, istanbul'da kalacak 4-5 günüm var. büyük ihtimalle kaçırcam o 4 konseri de (Omara Portuondo, Yasmin Levy, Rufus Wainwright, Lenny Kravitz).


ayrıca konserlerin yapılacağı mekanlar ayrı bir güzellikte.
Sepetçiler Kasrı'nda Buena Vista Social Club'ın unutulmaz sesi Omara Purtuondo, Esma Sultan Yalısı'nda yanık sesli Yasmin Levy, Aya İrini'de Rufus Wainwright..


yasmin levy'den la alegria'yı dinlemeden geçmeyin.

p.s:başlık mira'nın adımlar isimli şarkısından.



29 Haziran 2008

Tohum ve Toprak (Ocak-Haziran
1989)

12 Eylül öncesi ve sonrasında ABD teorisyenleri, İslamcı
akımların komünizme karşı en etkili ideoloji olduğunu ileri sürmüş ve İslamcı
akımların ele geçireceği devletlerin komünizme karşı "yeşil kuşak"
oluşturacağını yazıp çizmişlerdi. (Cumhuriyet, 25 Mart 1989, Odak...)


Nedense hep "İran"a benzeyeceğiz" diye korkuluyor da,
"Suudi Arabistan'a döneceğiz" diye hiç düşünülmüyor. Bu gidiş Tahran'a değil,
Riyad'adır, Ciddeye'dir. Bilet, "yeşil kuşak teorisyenleri" tarafından bu
"istikamete" kesilmiştir. (Cumhuriyet, 5 Mayıs 1989, Teravih...)


Dinsel gericiliğin sakalını sıvazlayarak bugünkü
lükslerini sürdüren Davidoff purolu, Rolex saatli sözde liberaller. Yıllar önce
inanç bayrakları gibi kitleleri coşturup dolandırdıktan sonra bugün, şu arabesk
liberalizme yardakçılık yapmayı hüner sayan dönek Marksistler. Gericinin
garibanina karşı arslan kesilip, aynı gericiliğin iç ve dış sermaye çevreleriyle
sarmaş dolaş olanına karşı süt dökmüş kedilere dönen sahte Atatürkçüler. Devlet
uçağı ile yapılan hac seferleri, Ramazan aylarında, kadın göğsü ve bacak
fotoğrafları yanında Kuran ekleri vererek din sömürüsü yarışına giren gazete
patronları... Bugünkü gerici gösterilerde bu çevrelerin, birbirleriyle hiç
bağdaşmazmış gibi görünen bu insanların sorumlulukları vardır. Tohum ve
toprak... Dün ekilenler bugün biçiliyor. ... Sayın paşalar, 12 Eylül"de ne
ektiler ki, bugün ne biçmek istiyorlar?... (Cumhuriyet, 12 Mart 1989, Tohum ve
Toprak...)


Uğur MUMCU
3 Ocak – 11 Haziran 1989 yazıları...

28 Haziran 2008

KKKA - KKHA






son zamanlarda sıkça duyduğumuz "kırım kongo kanamalı ateşi" hakkında çoğumuzun pek bir bilgisi yok. çoğumuzun söylediği: "çayır çimende gezmeyelim aman kene mene vardır." ancak bu kadar basit değil.

2008 yılında bilinen KKKA'dan ölenlerin sayısı 40 küsürlerde. bu oran 2002-2003 yıllarında 150vakada 6 kişiyken 2007 yılında görülen 717vakadan 33ü ölümle sonlanmış.



hastalık ilk olarak 1944 ve 1956 yıllarında ayrı ayrı kırım'da ve kongo'da görülmüş. daha sonra bu iki hastalık etkenininde aynı virus olduğu ortaya çıkarılmış.

KKKA'da etken: Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüslerdir.

peki bu virus insanlara nasıl bulaşır?
hayvanlardan insanlara keneler ile bulaşan bir enfeksiyondur. bir bölgede, kenelerin ve keneler kan emdiğinde bulaşmayı sağlayacak, kanında virüs bulunan hayvanların bol olması salgın için önemli bir faktördür.
insanlar virüsü; enfekte kenelerin yapışması/kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile, enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla, viremik hayvanların kan ve dokuları ile temasla, viremik hastalarla (kan ve diğer vücut sıvıları)temas ile olmaktadır.


iyi tamamda bu keneler nerelerde bulunur ve nasıl tanınr?
keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.


en çok risk altındakiler: çiftlik çalışanları, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, hayvancılık ile uğraşanlar, veteriner hekimler, akut hastalarla temas olasılığı bulunan salgın bölgelerde görev yapan sağlık personeli, kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.


virusun vücuda girdikten sonraki kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün, en fazla ise 13 gün olabilmektedir.


belirtileri: ilk olarak grip benzeri semptomlar görülür; ateş, halsizlik, baş ağrısı. hemoraji(kanama) belirtileri ise rahatsızlığın ilk 3-5 gününde görülmeye başlar.
  • yüz ve göğüste kırmızı döküntüler,
  • gözlerde kızarıklık,
  • gövde, kol ve bacaklarda morluklar,
  • aşırı duyarlılık,
  • burun kanaması, kanlı idrar ve kusma görülür.
  • karaciğer şişer ve ağrır. karaciğerin iflas etmesiyle kan hücreleri azalır.
ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile olmaktadır.


kene ısırığında ne yapılmalıdır?
yapışan keneler kesinlikle öldürülmeden, ezilmeden/patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan, bir pensle doğrudan düz olarak, döndürmeden yavaşça çekilip alınmalıdır. ısırılan yere; bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra iyotlu antiseptik(tendürdiyot) sürülmelidir. (şayet sabunlu su bulunmaz ise alkol içeren mendiller kullanılabilinir).
çıplak elle keneye temas edilmemeli eğer elle tutulacaksa eldiven giyilmeli veya naylon bir poşet yardımı ile keneler toplanmalıdır.

vücuttaki kenelerin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, klonya, gazyağı v.b) dökülmemeli, sigara veya ateş kullanarak keneler uzaklaştırılmamalıdır. çünkü bu maddeler kenenin kusmasına sebebiyet vereceğinden hastalık bulaştırma riskini artırmaktadır.

ısırılan kişi iki hafta süreyle ateş,yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. (ateşin 38,3 °C veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır) .


tedavi: diğer çoğu virus hastalıklarında olduğu gibi bu hastalığın da doğrudan bir tedavisi ve etkili bir ilacı olmayıp daha çok destek tedavisi ve bulguları gidermeye yönelik tedaviler ve bazı antivirütik ilaçlar uygulanmaktadır.


korunma yolları:
  • İnsanlar kenelerden uzak tutulabilirse bulaşma önlenebilir. bu nedenle de mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınmak gerekir.

  • kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, bu gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.

  • bu alanlara gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları,

  • görevi nedeni ile risk grubunda yer alan kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.

  • gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.)

  • kenelerin bulunduğu alanlara gidildiği zaman vücut belli aralıklarla kene için taranmalıdır.

  • vücuda yapışmış keneler uygun bir şekilde kene ezilmeden, ağızdan veya başından tutularak bir cımbız veya pens yardımıyla çıkartılır. Isırılan yer alkolle temizlenmelidir. Mümkünse kenenin tanı için alkolde saklanması uygun olur.


daha fazla bilgi için:


27 Haziran 2008

gidipte dönmemek..



bir dönem daha bitti işte. başladığımda nasıl biter bu okul derken 3.seneme başlayacağım. zaman öyle ya da böyle çabuk geçiyo.
ankara'da okumaya alıştım mı bilmiyorum. ama geçen seneki kadar acı çekmediğim kesin. ama monotonlaştı herşey. tekdüze yaşadım. okul-halk dansları-ev-sınavlar. yeri geldiğinde gezip tozdum. m. ile tanıştım. eksik birşey vardı hep. o eksiği yeni farkediyorum daha. ben bu sene hiç hayal kurmadım. sanırım onlarında gerçekleşmemesinden korktum/korkuyorum. sanki hayalini kurunca gerçekleşmeyeceklermiş gibi. memnun değilim bu gidişattan. hayal kurayım ki birşeyler yapayım. beni tetiklesin değil mi? ertelemekten bıktım birşeyleri..

bu aralar iyice sıkılmaya başladım. ankara yeterince sıkıcı üstüne üstlük çok sıcak, dışarı çıksan çekilmiyor, evde dursan daha fena. yine dolmuşum bu aralar çevremde olup bitenler beni yormaya başladı. ama bu klasik, arasıra gelirler bana öyle.
güre'ye gideceğim günü iple çekiyorum. benim ilacım orası. neden nasıl bilmiyorum ama öyle. kafamı toparlamam gerektiğinde, kaçmak istediğimde, yalnız kalmak istediğimde, sevdiklerimle olmak istediğimde orda oldum hep. her durumda beni kendime getiriyor. doğru kelime: huzur.
haftaya gidiyorum derken bugün tesadüfen önce istanbul'a gideceğimi öğrendim. anneannemle gidip ordaki birkaç küçük işi halledip kuzenle birlikte ordan geçicekmişiz güre'ye. birkaç gün öncesine kadar havada taklalar atardım istanbul için. bugün hiç içimden gelmiyor. bu sefer gittiğimde kimseyi de aramayacağım. bıktım aramaktan isteyen kendisi bulur nasıl olsa.
bugün kavak yellerini izlerken başından sonuna ağladım. diziyle alakasız. iyi geldi ama.
insanların sevgililerinden bağımsız davranamamalarını, düşünememelerini anlayamıyorum. yani tamam bir noktaya kadar anlıyorum ama yok zorlayamicam daha fazla. lütfen benden sizi anlamamı ve tatmin etmemi istemeyin artık.
aşırı hırslı insanlardan nefret eder düzeye geldim artık. gözleri kör oluyor resmen. kırıp geçiriyorlar etrafı. zararı kendilerine. umarım farkederler en kısa zamanda.
herneyse ben haftaya gidiyorum ve büyük ihtimalle 4 ağustosa kadar da dönmeyeceğim.(keşke hiç dönmesem.)
7 ağustosta tayvan'dan misafirim gelicek. 5 gün birlikteyiz. ve sonra nihayet 15 ağustos gibi 10 kişi yıllardır hayalini kurduğumuz tatil planını gerçekleştiricez. umarım b.'nin gazabına uğramayız son anda. puff. ömrümüzü yedi valla.***
p.s: tatil için kitap önerileri bekliyorum .

26 Haziran 2008

  • finaller bitti. tatil başladı.
  • sabahın 7sinde uyandım. ev sıkıcı, dışarısı sıcak.
  • uzun süren denemeler sonucunda şablonumu değiştirdim.
  • ankara'dan gitmek lazım.
  • bugün bir sürü boş işle uğraştım.
  • aylardır(1yılı geçmiş bile olabilir) boş duran deviantart sayfama nihayet eklemeler yaptım. ohh içim rahat.

21 Haziran 2008

bu maçlar sonunda ya korkudan kalpten gidicem ya da seneler sonra beynime yediğim bir kurşunu farkedip kahrımdam gidicem, içimden bol küfürler ederek tabi. evet nefret ediyorum bu maç sonralarından. utanmasam hep yenilelim isticem. yuh.

19 Haziran 2008

biri vicdan denen şeyi söküp alabilir mi benden?

vize ortalamam düşük ve final sözlü ve ben biraz çalıştıktan sonra bırakıp bu finale girmeme kararı aldım. girsem bile en iyi ihtimalim ortalamayla geçmekti o da benim işime gelmedi. seneye çok çok daha iyi bir notla geçeceğimi biliyorum çünkü. bu konuda içim rahat.
ama anne-baba faktörü beynime beynime vuruyor yine. anneme söyledim girmeyeceğimi ve (bence) haklı sebeplerimi. o da bence gir kendini denersin ne kaybediceksin? dedi. haklı ama anatomide yaşadığım rahatsızlığı ve stresi yeniden yaşamak istemedim. hocanın karşısına çıkıp kemküm edeceğime girmemek daha mantıklı geldi bana. en azından bir de bunu denemeliyim. 13yıllık okul hayatımda girmediğim sınavım olmadı. başarısız olduğum tek sınavda üniversitenin ilk yılındaki anatomi finaliydi (sözlü+uygulamalı); neye uğradığımı anlayamamıştım. her neyse babamın henüz haberi yok, nasıl söyleyeceğim konusunda da hiçbir fikrim yok. yalan söylemekte istemiyorum. (yalanım eninde sonunda ortaya çıkar herşey daha da berbat olur, hem benim içim rahat etmez gibi bir düşüncem vardır. o yüzden doğrucu mahmut'um ben. off!) ve yeterince idealist ve çalışkan bir insan olan babama durumu açıklamamın da yolu yok çünkü o asla kabul etmeyecektir sınava girmeme durumumu.
-sınav nasıldı? sorusuna sadece -kaldım. diye yanıt versem durumu kurtarabilir miyim acaba?
evet bunu düşünmeliyim.
görüş ve fikirlerinize açığım efendim (ama bir ricam var lütfen keşke girseydin ya da girseydin iyi olurmuş gibi cümleler kurmayın. artık bir önemi yok çünkü.)
sevgiler..

13 Haziran 2008

ayy şu adresteki kırıka'yı mutlaka dinleyin a dostlar ben pek sevdim.
bu da myspace adresleri efendim.
saygılar.

09 Haziran 2008

aslında bir konu var.

şarkının bir kısmını mtv'de ilk duyduğumdan beri aklımdaydı. ama kimdi neydi öğrenemiştim (üstelik yabancı sanmıştım ilk duyuşumda. final arası boşlukta evde boş boş oturunca televizyona düştüm yine. uzun zamandır klip mlip izlemiyodum, yeni çıkanlardan habersizdim ki ben daha çıkmadan grubun ya da solistin hakkında sayfalarca yazabilcek kapasitede bir insandım lise çağlarımda.

albümün adı hayvanlar, henüz piyasaya çıkmamış. abla grafik mezunuymuş, albüm tasarımını da kendisi yapmış. klibi çeken amca da cem özkan'ın dön bana klibini çeken amcaymış.

neyse uzun lafın kısası bugünümün şarkısı oldu yasemin mori'den aslında bir konu var.


buyrun şarkının sözleri ( kopyaladım, yapıştırdım, düzenledim):
aslında bir konu var..neden konuşamayız?neden hep suskunsun?ben güzelim kadınlar berbat!neden buna gülmezsin?neden hep mutsuzsun?sorular sorunca dersin ki,neden çocuksun neden büyümezsin?elimde cevabım yok!olsa neye fayda, yüzün bana dönmez ki..ağzımda hep tadı var,üzüm gibi paslı bitince gitmez!hem yarası hem dikeni var!batırır beni de yaralar,acıtır sabahlarımı..birileri var birileri var birileri yine sarhoş!birileri yaz birileri kış birileri önce! birileri bize apaçık, birileri pişman!birileri bize çok acı!birileri çok acı!birileri bize çok acı getirdiler!birileri farkında birileri farketmedi!birileri sağ birileri sol birileri farketmedi!o da bunu görmedi!bu da sana hiç yetmedi...üçgen gezegenleri meşhur cinayetleri yine onu vurdular yine ona bam!yine geri sar, yine sarhoş yine benden uzak kalmış!beni terketmedi, beni bırakıp gitmedi!bir yanı tura bir yanı yazı,bir yanı da bana kalmış!yine ona ne güzel seslendiler...yine gözü apaçık, gözleri apaçık!birileri bize çok acı çektirdiler!

buyrun bu da klip:

(p.s: videoyu koyamadım bir türlü. code sürekli hata verdi. bu yüzden link vermek zorunda kaldım.)

aduuket

geçen hafta çok güzel hareketler bunları izlerken benim gülme krizine yakalandığım, annemlerin anlam veremediği şarkıydı aduket. barnak izi skecinde behlul söylemişti (:

aduketi sanırım en iyi benim kuşağım bilir. bilgisayarın çok yaygın olmadığı ama çılgınca atari (ateri olarakta yazılıyo olabilir) oynadığımız zamanlar.. street fighter'da ken yapardı; yaparkende aduuket diye bağırırdı. ahh ahh ne güzel günlerdi.

işte geçen gece izleyince bir garip oldum, dumur oldum, mutluluk,hüzün hepsini birarada yaşadım.

hala hatırlayanlara saygılar sevgiler efendim. bu şarkıyı ve dansı size armağan ediyorum :)

aşkım bitti bundan sonra
çektin gittin bunu kabul et
yaşananlara saygın yoksa
al sana benden bir aduket
aduket aduket aduket..





p.s: videonun sonunda kızın yıkılmaması nüansına da koptum .)

01 Haziran 2008

ben, meyve olsam yeşil erik olurdum.
ya sen?

30 Mayıs 2008

sokaklar bizimdir!


-efendim yarın cümbür cemaat tunalı'dayız.
-neden?
-çünkü festival var.
-aaa! gerçekten mi! ne festivali?
-şimdi canım bu Uluslararası İstanbul Bienali'nin "Kültür Hareketliliği" projesi kapsamında yapılan bir sokak festivali. bundan önce Mersin, Antakya, Diyarbakır ve Gaziantep'i gezmiş, sonra demiş Ankara'ya gitmezsem olmaz. hem orda öğrenci çok, e memur da çok, emekli desen çokçok, malum ankara da sıkıcı bir şehir, gideyim insancıkları 2 sevindireyim demiş. velhasılkelam 30 Haziran - 1 Temmuz arası Kuğulu Park olsun, Karum'un önü olsun, Tunalı Hilmi (hilmi kim deme ayol; caddenin tam adı o. hem kuğulu parkta Tunalı Hilmi Bey'in heykeli bilem var.) Caddesi boyunca efendime söyliyim canlı müzik, dans gösterileri, jonglörler ve birçok etkinlik olcakmış.
-ayyy çok heycanlandııım.
-anlıyorum canım (=
-saat kaçta başlıyomuş peki?
-saat 12 itibarıyle etkinlikler başlıyor cicim. bak burda ayrıntılı program var. ama akşam 20.00daki Bülent Ortaçgil konserini de söylemeden geçemiyciğim.
-yaağ kızım orda mutlaka buluşalıım noluur!
-hmm. ııı şey peki. 14.00da sınavım var, biter bitmez damlarım festival alanına. üzerimde beyaz üstüne bisürü, rengarenk gülen yüz olan bir çantam olcak (=
-çok şekeeer (=
-hı hı. evet canım.



27 Mayıs 2008

bim bam bom

sabahtan sezonun ilk finaline girdim. 3-4 saat anca çalışmışımdır, hoca karşısında klasik kitlenmelerimi yaşadım ama geçicem büyük ihtimal (.

okuldan çıkışta da 2 dvd aldım:funny games ve 21.



21 uzun zamandır sıkılmadan ve uyuklamadan izlediğim ilk film olma ünvanını kazandı.
jim sturgess'e de bir kez daha (across the universe'den sonra) hayran kaldım (bu da günün itirafı olsun hadi bakalım).






26 Mayıs 2008


Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
Çöpcülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Dustuğum yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

12 Mayıs 2008

çok sıkıştım be blog!



vallahi çok sıkıştım ya. böyle rahat göründüğüme bakma; gerim gerim gerginim şu an. bavulum hala hazır değil, yarınki sınavlara da hala hazır değilim.


yarın yine yol var: 4 yıl aradan sonra tekrar kıbrıs. özleyip özlemediğimi bile bilmiyorum ama olsun seyahat seyahattir maksat birlikte olmak, eğlenmek, eğlendirmek değil mi efenim?

yarın çok feci birgün olcak. haydaa niye inanmıyosun ya! bak dinle o zaman: saat 10da okulda olmam gerekiyo. neden? çünkü zarzor ayarladığım hayat-memat meselesi bir sınava gircem. ardından 11de 2. bi sınava daha gircem ki kendisinden en az bi 70 falan almalıyım. 12de o işimi bitirip alelacele havaalanına yetişicem (yani umarım :s). ekip beni bekliyo olcak mecburan çünkü biletim bende değil e tabi birde topluluğun toplu hareket etme geleneği var birde.

neyse. sağsalim uçağımıza bindik diyelim. iner inmez eşyaları otobüse yükledikten sonra doğru korteje yetişicez canım. o da yetmedi mi? kortej sonunda direkt kostümleri giyip hooop spor salonuna gösteriye. hadi onuda atlattık diyelim. ordan G.Ö.İ. na gidip çocukları ailelerine dağıtıcaz (bu da başlı başına sorun ya hadi hayırlısı).

ve en nihayetinde güzelyurttan laptaya kampa doğru yola çıkıcaz ve (umarım) en iyi ihtimalle 00.00 dolaylarında ulaşıcaz. hiiiç ohh deme! daha otobüsteki eşyaları boşaltıcaz. dile kolay 8 hurç; kişi başı 3er 4er kostüm. onu da mı hallettik? artık odalarımıza dağılabiliriz. halimiz kalırsa (ki kalmalı) en hızlısından bir duş alıp saat 02.00 gibi yatağa atabiliriz kendimizi.

yatağa attık, uyur muyuz? saat 4e kadar tabiki hayır (=


işte böyle şekerim uzun lafın kısası mayısın 20sine kadar görüşemicez. döndükten sonra bol bol hasret gideririz artık.
hoşçakal..
küçükmübaşir

04 Mayıs 2008


doktor, bir ucu kapalı ve cıva dolu bir tüpün içine bir parça fosfor koydu. tüpü bir şamdanın alevine yaklaştırarak fosforu eritti. daha sonra içi oksijenle dolu bir deney tüpüyle, gazı yavaş yavaş öbür tüpe geçirdi. oksijen erimiş fosforun bulunduğu tüpün üst kısmına yükselir yükselmez, birden şimşek çakar gibi, göz kamaştıran, güçlü bir parlama oldu.

"-görüyorsunuz ki fosfor üretmek için gerekli unsurlar insanın kendisinde vardır. ayrıca izin verirseniz, size hiç kimseye söylemediğim bir şeyi söyleyeceğim. anneannemin çok ilginç bir teorisi vardı: derdi ki, biz insanlar her ne kadar içimizde bir kutu kibritle doğmuşsak da, onları tek başımıza yakamayız, tıpkı deneyde gördüğümüz gibi, oksijen ve mum ışığı gerek. diyelim ki oksijen, sevdiğimiz insanın soluğundan bize ulaşabilir; mum ise, çeşitli gıdalar olabilir, müzik, okşama, söz ya da ses gibi ve bunlardan biri parlama nedeni olup kibritlerden birini yakar. bir an derin bir heyecanla kendimizden geçeriz. içimiz sımsıcak olur, ama zamanla söner gider, ta ki yeni bir patlamayla yeniden canlanana değin. yaşamak için, her birimiz kendimizdeki alevlendiricileri keşfetmek zorundayız, çünkü bunlardan biri harekete geçtiğinde ruhumuz için gerekli enerjiyi sağlar. bir başka deyişle, bu alevlenme ruhumuzun gıdasıdır.

eğer kendimize özgü alevleyicileri zamanında keşfetmezsek, içimizdeki kibritler nemlenir ve bir daha asla, hiçbirini yakamayız.

o zaman ruhumuz vücudumuzdan koparak, zifiri karanlıklarda dolaşmaya başlar ve kendine boşuna besin arar, oysa onun besini, yalnızca terk ettiği vücuttadır, gücü tükenmiş, soğuktan titreyen o vücutta."

laura esquivel-acı çikolata
(roll dergisinin arka kapağından alıntıdır.)


seyahat sözcüğüne alternatif arıyorum..?

02 Mayıs 2008

1 mayıs 2008 // 530 gözaltı, 38(!) yaralı // orantılı güç // bayram // kavram karmaşası




















(fotoğraflar ntvmsnbc.com'dan)

01 Mayıs 2008

p.ler insansa ben insan değilim. reddediyorum.

30 Nisan 2008

"Ezenin elindeki en etkili silah ezilenin bilinç(sizlik) düzeyidir."

az önce tesadüfen okuduğum bir yazıyı da paylaşmak istedim. yazı 31 mayıs 2007'de yazılmış. neredeyse 1 yıl öncesi.. ama aynı olaylar bu sene de yaşandı, ankara'da ve başka şehirlerde. sorular hala aynı, cevaplar ise malum..
http://elestirelmedyagunlugu.blogspot.com/2007/05/dtcfden-merakl-bir-kz-rencinin-sorular.html

okumaktan sıkılmayana bu da giz'in bu akşamki yazısı..

(p.s: başlık: Steve Biko, Cape Town, 1971)